logo
Fotoğraf Galerisi

Laladere Kamp Günlüğü . . .

8 years, 11 months ago Fotoğraf Günlükleri 0

Tarih : 14.04.2012

Uzun süren İstanbul hasretinin ardından pek çok anımın geçtiği, güzel dostluklar edindiğim Tekirdağ’dan ayrılma vakti gelmişti artık.

Kim sorarsa Yüksek Lisans tezimi bitirmek için gidecektim İstanbul’a . .

Aslında kendime bile itiraf edemediğim bir neden vardı İSTANBUL’un kendisinde. .

Kendimi bildim bileli istanbul’daydım. Sanırım bu dönem Üniversite dönemiyle başladı. Öncesi mi öncesi galiba ben değildim. Yada şöyle demek daha doğru olur aslında. Beni ben yapan İstanbul oldu ..

Ne yapıp edip bir şekilde gitmenin yolunu bulmuştum ya gidecektim işte. .

16 Nisan 2012 büyük gündü istanbul’a dönüş . .

Her şey çok hızlı gerçekleştiğinden Tekirdağ’da bırakacağım dostlarım, ağabeylerim, ablalarım ve anne, babalarım vardı orada. Ama veda etme fırsatım olmamıştı. Tam gideceğim hafta da gezi yapıyorduk. Ne yapıcam nasıl gidicem diye düşünürken, telefon çalışyor ve Gürsel “Biz hafta sonu Kıyıköy’e gidiyoruz” demez mi :S

TEFSAD olarak ta o tarihte KIYIKÖY geizimizin olması ilginç bir rastlantıydı fakat tam da zamanıydı J neyse biz konuştuk anlaştık Kıyıköy’den gidecektim istanbul’a . .

Farklı bir gezi olacağı belliydi sanki ama bukadarla kalmadı tabi.

Bir telefon daha Mehmet abi, “Kıyıköy’e kampa gidiyoruz ertesi gün de TEFSAD olarak geziye katılıyoruz” . .

Ne yalan söyliyim bundan iyisi çamda kayısı oldu sanki 😀

Gece koca bir valiz hazırlanır,

sabah 9 da kalkılır,

Muratlı’dan Çorlu’ya, Çorludan Çerkezköy’e geçilerek 13:30 sularında Çerkezköy yollarında Mehmet abiyle buluşuyoruz J

Hava desen yağışlı, hani sırılsıklam olmuş kampı bir kenara bırakmış ne yapıcaz diye kara kara düşünüyordum ki karar alındı.

Yağmurda yağsa, karda yağsa biz bu kampı yapacaktık J

Yolumuzu Laladere mevkiine çevirip çıkıyoruz yola.

Yağmur ufaktan ufaktan atıştıştırıyor, her cama vurdukça içim gidiyor adeta. Sohbet, muhabbet saraya varıyoruz. Malum mangal keyfi için alışveriş yapmak gerek J

Bol su ve keyif ihtiyaçlarımızı saraydan temin ediyoruz. Kasabı biraz arasakta sonunda tekrar yola çıkıyoruz. .

Laladere’ye geldiğimizde hava açmış hafiften çiseliyordu. .

Saat 14:30 civarlarında mekana varıldı,

Araçtan iner inmez ekipmanlar çıkartıldı ve çekimler için hazırlıklar başladı. Yorgunluğumuzu atmak için biralar alınmış, çekim için uygun kıyafetler giyilmişti.

Malum hava soğuk ve alışık olmadığım bir huzur vardı orada. .

Burada sanırım bir parantez açıp Laladere bölgesinden biraz bahsetmek gerek.

Laladere’ye ilk çorluya taşındığım 2010 yılında ÇFD (Çorlu Fotoğraf Dostları) ile birlikte gitmiştim. Açıkçası beklemediğim bir güzellikle karşılaşmış olduğumu anlamam çok uzun sürmedi.

Çeşit çeşit ağaçları, yem yeşil örtüsü ile gelen ziyaretçilerini bekleyen mekanımız bahar ve yaz günlerinin vazgeçilmez piknik alanlarından biridir.

Gelen misafirlerini ağırlamak için pek çok bank ve masa etrafa yerleştirilmiş ve oldukça cüzi bir miktara bu bankları kiralayabilir veya geniş alanlarında kendi alanınızı kurabilirsiniz.

Güneşin doğuşunu pek göremedik hava kapalıydı fakat batışı esnasında sıkı sıkı birbirine tutunmuş ağaçların arasından güneş o kadar güzel geliyor ki en basit manzara bile ilgi çekici, ferahlatıcı oluyor.

Çocuklar için oyun alanları, voleybol, futbol gibi birçok sporu yapabileceğiniz geniş bölgelerin yanı sıra dolaşabileceğiniz uzunca bir yol sizleri bekliyor.

Geniş düzlükleri ve çeşitli hayvan popülasyonları ile bu bölgede yaşayan pek çok fotoğrafçın vazgeçilmez mekanlarından biridir aynı zamanda.

Nisan ayının başından mayıs ayının sonuna kadar şuan adını sayamadığım pek çok kelebek türü laladeri mevkiini ziyaret etmekte. Makro çekim için sabahın erken saatlerinde  bu bölgede olmanızda fayda var.

Laladere Tekirdağ’a yaklaşık olarak 70 km, İstanbul’a 130 km lik bir mesafede bulunmaktadır.

Parantezimizi kapatıp gezimize dönsek iyi olacak yoksa bu yazı hiç bitmeyecek J

Havanın kapalı olması sebebi ile biraz keşif, birazda dolaşmak amacı ile koyulduk yola . .

Bildiğimiz ( Mehmet abinin bildiği ) mekanları yezdik, dolaştık ama doğal olarak kelebeğe rastlayamadık.

Derken bizde biraz ağaçlara yöneldik.

Ormanın içine girmeden de olmazya daldık ağaçların arasına.

Zemin kaygan ve bol çamurlu J hani makro sürünme işi derler ya bana işte pek uymuyor diyordum bundan olsa gerek J Bende kendime göre pek bişi bulamadım diyerek ara sıra işte Mehmet abiyi çekip fotoğraf çekiyorum diye avunuyordum.

Hani ekipman yok elimdeki 24-85 lens ile de yapabileceğim çok fazla bir şeyde olmadığından idare ediyoruz diyordum. Mehmet abinin uzatma tüplerine el koymuştum ama işte inat ya bir süre deklanşörden uzak durmayı seçtim sanırım.

Sonra bir ara yeni yeni tomurcuklanmaya başlayan dallar dikkatimi çekmeye başladı. Sanırım biraz bakış açımı değiştirip etrafı izlemeye başladım. Renkler dikkatimi çekmemişti ama birkaç kare sonrasında renklerin güzelliğini fark ettim.

Kelebek aramak zor gelse de ağaçların üzerindeki detayları incelemek, ağaçları anlamaya çalışmak hoşuma gitmişti aslında.

Yaklaşık 6 yıldır fotoğraf çekiyorum fakat makro hatta içinde insan öğesi olmayan çok fazla fotoğraf çektiğimi söyleyemiycem. Gerçi son 1 yıldır Mehmet abi (Mehmet TOPÇU) ile beraber kuş ve makro çekimlerine gidiyorum. Farklı bir disiplin ama sonuçta ortak nokta hep fotoğraf. Dikkat edilen ayrıntılar, kurulan kompozisyonlar, ilgi çeken detaylar beklentiye göre ne kadar değiştiğini bu dönem içerisinde öğrendim aslında.

Aynı mekanlarda olmamıza ramen, aynı yerleri gezip, aynı şeyleri çekmemize ramen her günün sonunda pek çok farklı kare ile bitiriyoruz günü.

Bakmak ve görmek arasındaki o küçük farkı her gün görmek beni çok mutlu ediyor.

Yavaş yavaş ağaçların arasında örümcek ağlarını arayan Mehmet abi sonunda bir örümcek buluyor ve başlıyor deklanşöre basmaya. Bir taraftanda bana sesleniyor gel diye ama ben pek oralı olmuyorum. J

Mehmet abinin şu yeleğine hasta oluyorum ama vermiyorki  ama dizliklere el koydum, makro çekimlerinin vazgeçilmez ekipmanı dizlik, sürün komutu geldiğinde hayatınızı kurtaran ekipman

Makro çekmeye bir türlü alışamadım. Hele ki uzatma tüplerini kullanmakta çok zorlanıyorum diyebilirim. Makro lensimiz olmayınca netleme mesafesini kısaltması için kullanıyoruz uzatma tüplerini.

Her nekadar yaklaşmamıza izin verip bir kelebeği tam kadraj alabilmemizi sağlıyorsa da keskinlik ve derinlik olarak makro lenslerin verdiği etkiyi ne yazık ki vermiyor.

Hatta en çok zorluk çektiğim yer netleme kısmı oluyor. Normal lenslerin netleme aralığı ne yazık ki yetmiyor. Ve çoğu zaman netlemek mümkün olmuyor. Bu durumda iş başa düşüyor ve manuel netlemeye başlıyoruz J

Diğer bir problem  ise alan derinliğinde oluyor aynı diyafram değerinde çeksenizde çok düşük alan derinliği veriyor ve netlikte bölgesel problemler yaşanıyor L

Tam akşam oldu derken günün ilk kelebeği çıkıyor karşımıza. Tabi her zaman olduğu gibi kelebeği ilk gören yine Mehmet abi oluyor

E komşuda pişer bize de düşer hesabı bizde birkaç kare alıyoruz çaktırmadan J günün ilk kelebeğini sonunda çekiyoruz.

Işık git gide azalıyor, karınlar da acıkmaya başladığı için artık mangal sefası için kamp alanına gidiyoruz.

Önce çadırımızı kuruyor, sonrasında mangal hazırlıkları başlıyor (mangal keyfini kimseye bırakmıyor ki J ) bende mangalın hemen kıyısında koca bir ağacın dibinde makineyi elime alıp mangal çalışmalarını çekmeye başlıyorum J

Hani bu fotoğrafı koymadan edemedim. Özel olarak o güzelim mangalın yanından kalkıp gidip tripodu almıştım 😀 malum onca fotoğrafta ben yokum olmuyor böyle 😀 😀

Laladere de telefon ve benzeri teknolojik aletler kullanılamadığı için gece ateşimizi yakıyor ve sonrasında sohbete başlıyoruz Mehmet abiyle. O sırada etrafta havlayan köpekler ve gecenin sessizliğinin ne demek olduğunu anladım sanırım J

Saat 22:30 suları uyuma vaktimiz geliyor. Sanırım uzun zamandır bukadar erken yatmamıştım ama sabah 06:00 da tekrar fotoğraf maratonumuz başlayacağı için erken yatmak gerekiyor haliyle.

Gece yağmur atıştırmaya başlıyor ve çadırın üzerinden gelen şıp şıp sesleriyle irkilirken hemencik uykuya dalıyorum. Bazı arkadaşların uyuması zor olabiliyor öyle bir mekanda ama söz konusu uyku olunca benim için mekan fark etmiyor

Tarih 25 Nisan 2012 Sabah 6:00 da uyanıyorum şöyle bir çadırdan dışarı bakıyorum ve hava bulutlu. Zaten uykumda yarıda kalmıştı deyip tekrar yatıyorum J sanırım evde olduğu gibi kampta da tekrar uyuma huyumu göstermişim 😀

Saat 7:45 sularında tekrar uyanıyoruz ve tabi ilk iş olarak araziyi dolaşmaya başlıyoruz tekrardan. Tabi böcük çekme eylemine daha alışamadığım için ağaçlar içerisinde detayları incelemeye devam ediyorum. Bu esnada yaprakların kahverengi tonları çok dikkatimi çekiyor ve daha önce farkına varmadığım bu güzelliği fotoğraflamadan geçemiyorum.

Arazi taramaları devam ediyor. Aslında bir önceki gün geçmiş olduğumuz bölgeyi tekrardan dolaşıyoruz. Sabah ışığı diyoruz, kelebek diyoruz fakat kelebeğe rasladığımızı söyleyemeyeceğim J Kelebek çekememiş kelebek fotoğrafçısının fotoğrafını çekmek düşüyor bana da.

Saat 8:30 suları güneş tepemizde belirmeye başlıyor. Havanın bulutlu olması nedeni ile masmavi bir gökyüzü beliriveriyor üzerimizde. Gezi esnasında gördüğüm en yaşlı ağaç olan şekilsiz, biçimsiz ve bir okadar garip yapılı ağaç bulutlarla birlikte hoşuma gidiyor ve bir kare almadan geçemiyorum

Saat 9:00 sularında TEFSAD (Tekirdağ Fotoğraf Sanatı Derneği) ile kıyıköy’de buluşacağımız için dönme kararı alıyoruz. Ancak kamp alanı ile bizi dere ayırdığı için geçecek bir yer arıyoruz. . .

Aslında dünde aynı yerden geçmiştik. Fakat ben akıllılık edip yazlık ayakkabı ile araziye çıkınca güzel bi suya dalma operasyonu yaşayıp bütün gece ıslak ayakla üşümüştüm. J Bu defa geçicem dediysemde beceremediğim için birkez daha ayaklarımı ıslatmış bulunuyorum. Elbette bu anı ölümsüzleştirmezsem de olmazdı. Yukarda bulunan fotoğraf tam suya girdiğim bölge. Hiç unutmayacağımdan eminim artık J

TEFSAD ile buluşana kadar biraz dolanalım diyoruz ve kıyıköyde bulunan klise civarlarında yeşillikler arasında gezimize başlıyoruz. Tabi kelebekler pek ortalıkta olmadığı için doğanın yeşiline takıyorum bu defa ve yeşil yeşil bir dikencik çekiyorum.

Kıs abir süre sonra ilk kelebeğimi çekiyorum. Kelebekler benim için renkli renksiz ve içlerinde de renklerine göre ayrıldığı için kelebeğin cinsini söyleyemiyorum. Ancak üzerindeki gözlerden anladığım kadarı ile çok gözlülerden biri tabi hocaya sormak gerek genede J  Mehmet hocamın dediğine göre kanatlarındaki yıpranmışlık kelebeğin geçen yıldan kaldığını göstermekteymiş.  Hani kelebeklerin 1 gün ömrü vardı diye düşünsemde cahilliğimin farkına varıyor, susuyorum

TEFSAD’ın gelmesi ile birlikte bizde sahile doğru iniyoruz. Saat 11 sularında sahilde tefsad ile çekimlere devam ediyoruz. Kıyıköy’e birkaç defa gelmiş olmama ramen gökyüzünü bulutlarla beraber hiç bukadar güzel görmemiştim. O nedenle bir kare almadan geçmiyorum. Geçen yıl gürselle geldiğimizde denizin hırçın dalgaları yok artık. Bahar gelince dinlenmeye çekiliyor sanırım. Ta ki birdahaki son bahara kadar. Seviniyor olsa gerek yaz geldiği için. . .

Tefsad ekibi fotoğraf çekerken bende onlardan bir hatıra alıyorum J

İSÜF (İstanbul Üniversitesi Fotoğraf Topluluğu)’ndan gelen arkadaşlarımla da buluştuktan sonra kadro tamamlanıyor. Güzel bir kıyıköy hatırası sonrasında gezimiz devam ediyor.

Kıyıköy en son bıraktığımdan çok farklı değildi o gün. Tekneler kıyıya çekilmiş, kıyıda tekne tamirleri yapılmaktaydı. Limanın başında küçük bir kahvehane var balıkçıların bulunduğu en büyük değişiklik oradaydı benim için. Hep dolu olurdu ama bu defa boştu. Sanırım sezon daha açılmadığından olsa gerek. Ama biz yine çayımızı yudumlamadan ayrılmıyoruz Kıyıköy’den. Gurubun karnı acıktığı için ayrılıyoruz artık. İSÜF grubu laladere de o güzel balık çeşitlerinden yemek için yola koyuluyor, TEFSAD sol üstte gördüğünüz deniz lokantasına doğru yola çıkıyor. Bizde Mehmet abiyle beraber kelebek peşine gidiyoruz

Tam gitmeye yakın bir model buluyorum Kıyıköy’de. 2 gündür çekemediğim kelebek fotoğraflarının intikamını alıyordum sanki. sırt, kanat altı, portre ve hatta farklı bir yandan kare bile aldığım kelebek fotoğrafı benim için çok büyük bir öneme sahip J yerlerde sürünmenin son noktasını yaşayarak çektiğim yandan kadraj fotoğraf farklı bir kare oldu sanki. . .

Birde kıskanmış olacak ki Mehmet abi kelebeğimi kaçırmaya kalkmaz mı !

Kendi çekti çekti benim kelebeğime de göz koyuyor J

Kelebek çekimlerimiz sona erdikten sonra istanbula dönme kararı alıyoruz. Ancak karnımızı doyurmak için vazgeçilmez mekanımız Laladere’ye uğramadan olmuyor tabi.

Laladere’de İSÜF ile birlikte yemeğimizi de yedikten sonra son bir laladere turu daha yapma kararı alıyoruz Mehmet abi ile.

 Bu defa hemen lokantanın solunda kalan bölgeye gidiyoruz. Yollarımız çamurlu da olsa kelebek bulmadan dönmeyeceğiz

Bu defa özlediğim bir renk tonlamasını seçiyorum. Siyah Beyaz dünyama kattığım değişik bir kare. Detay. Benim için farklı fakat güzel bir kare olduğunu düşünüyorum. Sanarım çekerken hayatın zorlukları gözümün önünden geçmişti. Hayatımızın içerisinde bulunan sivri sivri bize batan dikenler. Tabi birde batmayı bekleyenler var tıpkı fotoğrafta arka planda kalmış dikenler gibi . . .

Kadrajlarda çizgileri kullanmayı seviyorum sanırım. Dikenler dal ile birlikte köşeden köşeye gidiyor ve mümkün olduğunca fotoğrafta altın noktalarda bulunmasına dikkat ediyorum.

Artık gitme vakti geldiğinden yolculuk hazırlıklarını yapıp yola koyuluyoruz. Sanırım tüm ziyaretçilerinin keyfini çıkartmadan gitmediği bu hamaktan da İSÜF hatırası alarak oradan ayrılıyoruz

Günün sonunda iyice yorgun düşmüş fakat huzur dolu bir haftasonunun ardından istanbulun yolunu tutmuştuk. Benim için farklı bir hafta sonu idi. Tekirdağdan ayrılışımın 2 yıl sonra İstanbul’a dönüşümün ilk günü. . .

Fotoğrafla geçirdiğimiz 2 günün ardından fotoğraflarımda gördüğüm değişiklik beni ciddi anlamda mutlu etmişti. Fotoğrafa bakış açım değişmiş farklı kareler, farklı yapılar,farklı kadrajlar, farklı canlıların görüntülerini kaydetmiştim.

En önemlisi farklı renkler vardı hayatımda. En sevdiğim renk olan MaVi gibi . . .

Hüseyin YILDIZ

30.04.2012 02:20

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.