logo
Fotoğraf Galerisi

bebek – Sarıyer Arası

10 years, 10 months ago Fotoğraf Günlükleri 0

İstanbuldan ayrılalı 3 ay dan fazla oldu. Malum kader . . .

Eskiden istanbuldan gidersem özleyeceğimi düşünmezdim. Çoğu zaman aklıma gelirdi ama ne olacak gidip geliriz derdim her seferinde.

Oysa ki öyle olmadığını geçte olsa farkettim. 3 aydır istanbuldan uzağım. Gitmiyor değilim aslında gidiyorum ama okuldan işten fotoğrafa fırsat kalmıyor ne yazık ki 🙁

Biz hikayemize geri dönelim en iyisi.

O kadar zamandır istanbulda fotoğraf çekme hasretiyle yanıp tutuştuktan sonra ilk fırsatta gitme kararı alıyorum. (gerçi fotoğraf bahane sanırım ben ar kadaşlarımı özlemiştim. . . ) Bayram geldiğinde ise artık benim için sadece istanbul özlemini ifade ediyordu. 1. gün bayramı hızlıca yapıp istanbul yolunu tutacaktım.  Derken 2. gün gürselin tekirdağa gelmesi ile birlikte benimde istanbul maceram başladı.

İstanbul bitmeyen bir maceraymış oysa. . .

Tekirdağda buluşup bir kordon gezisi yaptıktan sonra atladık arabaya doğru istanbul. İlk iş MELEKLER DÜRÜM EVİ ne gidip adana dürüm yemeyi seçtim. Hani başka yerde dürüm yiyebilcemi sanmıyorum 🙂 Ordan çıkınca girsel nekadar rahatsız olsada SADABAD CAFE ye gidip özlediğim nargilenni tadına baktım. Hele o dumanın çıkışı vaya, en çok onu seviyorum. Sanki bütün dertlerimi kederimi alıp götürüyor gibi. Rahatlık, huzur ve birazda neşe katıyor bana. Eski ev arkadaşlarımdan Mehmet Afif i de öyle özlemişim ki anlatamam. Herkesin yeri farklı ve  koca bir boşluk var sanki yerlerinde. Afifin de gelemsiyle nargile kadrosu tamamlandı.

Ben nargileyi tüttürürken saatin geç olduğunun farkına vardım ve ilk defa istanbulda nereye gideceğimi düşünmeye başladım ! Sanki bir anda evsiz kalmıştım 🙂 Neyse mehmetle beraber evin yolunu tuttuk ve gece güzel bir sohbet sonrasında sabah 7:00 da uyandım.

Buluşma yeri ve saati gürsel ve benim içni 08:00 da fındıklı sahiliydi. kalkar kalkmaz yola koyuldum. Sahile vardığımda sanırım 7:30 du. Millet sabahın köründe bankta oturup balık tutuyor, fındıklı parkında koşu yapıyor. Bir var ki aralarında biraz farklı geldi bana. Yukarıda fotoğrafta gördüğünüz bayan.  Düşünceli bir şekilde sahilde yürüyüp karşıya bakıyor.  ne derdi var ki acaba ? Kim bilir ne fırtınalar kopuyor yüreğinde.  Çimlerin üzerindeki kuşlar dikkatimi çekti bir anda . iki farklı dünyada yaşadığımı düşünmeye başladım o anda. Kuşların ekmek kavgası ve kadının içsel kavgası. Olaylar aynı da olsa birbirinle hiç kesişmeyen iki dünya var gözümün önünde. Ben se bu iki dünyanın ortasında biryerdeyim sanki. Kuşları ürkütebilir, yada onlara ekmek atabilirdim. yada zaten yaptığım gibi bir fotoğraf çekebilirdim.  Fotoğraf çekme tomurcuklarının yeşermesini sağlayan düşünce buydu aslında. Bir dünya içinde 2 dünya. Tıpkı fotoğrafta olduğu gibi. kuşlar ve kadın. herkes kendi dünyasında. Ama hepsi benim dünyamda.

Fotoğrafı nasıl çektiğimden bahsetmezsem olamaz şimdi. fotoğraf çekme kararı alır almaz.  oturduğum banktan kalktım ve önümdeki kuşları rahat gören banka geçtim. malum kuşların seviyesine inmem gerekiyordu. E her zaman yere yatsam da bu defa erken başlamayıp banka yatmayı tercih ettim. şöyle bir uzandım banka ve kadrajı ayarlayıp çık çık 🙂  O bir süre sonra gürsel geldi baktım gülüyor ee tabi belli neye güldüğü yine her zamanki gibi yerlerde sürünüyorum işte 😀 😀

AdI : Gürsel

Ekipman : CANON 5D (Birgün alıcam onu senden )

Şehir : İSTANBUL (Ah be istanbul )

Meslek : Satış Sorumlusu (Ah ah mercedes sayesinde az gezmedin gürsel alcan olsun:p )

Gürselle beraber ikinci durağımız beşiktaşa geçiyoruz yürüyerek. (Aslında gezimiz fındıklıdan başlıyor mu demeliydik 😛 ) Daha kahvaltı yapmamoştık ve yolda açma kokusuna kanıp 3 tane açma aldıysakta gürsel çaylar gelene kadar birini götürdü 😀 😀 Dolmabahçede çaylarımızı yudumladıktan sonra beşiktaş yolunu tuttuk.  Beşiktaşta giderken günün modellerini seçmiş olsak ta yollarımızı ayırmak zorunda kaldık 😀

AdI : Mert

Ekipman : Fuji S100(Güzel makinadır aslında ama gerçek görüntüyü vizörden göremememiz kötü )

Şehir : İSTANBUL (Eski memleketim )

Meslek : Kimya Mühendisi (Herkeste kimyacı olmaz ki kardeşim grupta 3 taneydi :S )

Gürselden sonra bize katılan mert arkadaşımız oldu. Kendisiyle ilk tanışmamızdı. Gürselin Üniversiteden arkadaşı. (Sayesinde gürsele karşı kozlarım olmaya başladı) Beraber bir çay bahçesine oturduk ve grubun geri kalanını beklemeye başladık.

AdI : Ender

Ekipman : NIKON D40 (emin olamadım ama öyleydi sanırım )

Şehir : İSTANBUL (Sarıyer çocuğu )

Meslek : Öğrenci (inşallah ilerde fotoğrafçı olacak )

Mert ile buluştuktan sonra enderden telefon geldi. Arkadaş uyanamamış 🙂 EE tabi ben olmayınca gezi yapmıyosunuz ki sabahın köründe kaldırmak gerek sizi ara sıra 😀 😀 Kendileri bebekte katılacak bize.

AdI : Hande

Ekipman : OLYMPUS (Modelini unuttum handeciğim elinde paralansın )

Şehir : İSTANBUL (Bir ucundan bir ucuna okula gitti kaç sene garibim)

Meslek : Kimyager ( Yüksek lisansını çok istediği eczacılıkta yapıyor )

Fotoğraf derslerinden tanıdığımız hande arkadaşımız da sabah erken çıkamayanlardan. Biraz beklemek zorunda kaldık 🙂

AdI : Burçak

Ekipman : NIKON  D90 ( Sonunda kavuştu )

Şehir : İSTANBUL (Gezmek dolaşmak)

Meslek : Öğrenci  (İstanbul Ticaret Üniversitesinde yaşamak )

09:30 da Hande ve Burçakta bize katılınca bebeğe geçiyoruz ve yürüyüşümüz başlıyor.

İlk kareyi bebek sahilinde yatları görünce çekmeye karar verdim. Güneş artık tepeye çıktığından fotoğraflar keskin çıkıyordu ne yapsam diye düşünürken tekneleri çekme isteği doğdu içime ve tabi birde HDR yaparak eski zamanlara benzeyebileceği düşüncesi sardı içimi. Sonunda karşıma çıkan kare yukarıda.

Biraz daha ilerleyince yatın camından bir tekne ilişti gözüme birde bunu çekiyim dedim ve bastım deklanşöre.

Yolda ilerlerken herkes birşeyler çekiyor bende onları çekiyordum. Rumeli Hisarının önönden geçtiğimiz sır ada yaşlı bir teyze sırtında çuvalla dolaşıyor. Ender de teyzenin karşısına geçmiş deklanşör sesleri duyuluyordu. Ben teyzenin arkasından geliyordum ve köprünün o haşmetli görüntüsü ile yaşlı teyzemin sağa sola yürüyüşü ilgimi çeken bir tempo haline geldi. bana da pozisyonumu alıp deklanşöre basmak kaldı.

Anlaşılan bu gün her zamanki fotoğraflardan çekmeyecektim. Daha çok deneme yapacaktım. Buda öyle birşey işte. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü & Yolcu . . . Köprü bitti mi yolda biter mi acaba ?

Emirganı geçince köprü izerinde toplanmış bulutları görünce farklı bir kare çıkarmı diye bir düşündüm. Hani yine HDR inin bir fotoğraf çekecektim ama bu defa bulutların ön planda olmasını istiyordum. Sonunda köprüyü kadrajın altına yerleştirip koca bir bulut denizi çekmeye karar verdim. Fotoğrafı çektiğimde gürselle köprünün boyutu hakkında tatlı bir görüş farklılığı yaşamış olsak ta şuan gürsele hak veriyorum. Evet biraz küçük kaldı 😀

Sarıyere yaklaştıkça ayakkabıların eziyetine dayanamıyorum ve artık geriye dönmek için milleti ikna çabalarına başlıyorum. 🙂 sonunda da ilk gördüğüm çimin üzerine serilip keyif yapıyorum. O arada gürselde Burçak ile katalog çekimlerine başlıyor. Çekimler sonucu değerlendirme aşamasını yukarıda görebilirsiniz 🙂 Gezimizin yavaş yavaş sonlarına geliyoruz. Makinenin bana yaptığı keleklere bir çözüm aramak adına hayyama uğramam gerekiyordu bu nedenle tranvaya doğru gidiyoruz. Oysa ki hande ve burçak bizden habersiz karaköy güllüoğlunda baklava yeme planları kuruyormuş. E tabi bizden kaçar mı hemde bayram üstü 🙂 tranvay sonrasında baklavanın yolunu tutuyoruz. Öncesinde güzel bir köfte ekmek – şalgamla karnımızı doyuruyoruz.

Baklavaları yerken sanırım biraz abartıyoruz gürselle ama ziyanı yok kaç kere ramazan bayramı oluyor ki 😛

Baklavamızıda yediğimize göre artık geriye dönüş vakti geldi. Okadar yorulmuşum ki kitaptan 2 sayfa okuyup uyuyuvermişim. şöförümüzden de yakışıklı bir poz almayı ihmal etmiyoruz tabi 🙂

Hüseyin YILDIZ

12.09.2010


Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.