logo
Fotoğraf Galerisi

Uçmakdere

10 years, 11 months ago Fotoğraf Günlükleri 0

Fotoğrafa olan hasretim git gide büyürken artık bu işe son verme kararı aldım ve 14 ağustos 2010 cumartesi akşamı başladı yolculuğumuz. Hani yola çıktığımda bile okadar mutluydum ki anlatamam. Aklımdan şu kelimeler geçiyordu “yarın eve geldiğimde kendimden geçecek kadar yorgun olmazsam üzülürüm.”  Sonrasında tekirdağda taa lisede ki ingilizce hocamla buluşmamız ile başladı yolculuğum.

21:00 sularında tekirdağdan uçmakdereye hareket ettik. Tekirdağdan sonra 30 km falan yol ama gel gelelim kumbağdan sonraki bölümü oldukça hareketli ve tozluydu 🙂 hani araç büyük yollar tozlu ve inanılmaz virajlıydı. Gece bu yolu pek tavsiye etmiyoruz o yüzden 🙂 saat 01:00 sularında yamaç paraşütü iniş alanındaydık. Aslında amacımız burada konaklayıp sabah hem fotoğraf hem denizdi amma velakim beklediğimiz kumsalı bulamadık 🙁 birde üstüne rüzgarın o şiddetli esintisi sayesinde çadır işide yatınca ne yapalım bizde kendi halimizde ateş etrafında ısınmaya başladık. Kimi yıldız çekmeyi denedi kimi de benim gibi ateşi. Şarkılı türkülü gecede en güzeli belkide ıssız bir kayanın üzerinde dalgaların sesleriyle beraber avazım çıktığınca şarkı söylemekti. Evet evet en güzeli buydu şehirlerden, insanlardan uzak ve kendimle baş başa.  Güneşin doğuşuyla ilgili dehşet planlarım olmasına ramen bir anlık bir gafletle uyuya kaldım 🙂 sonrası malum 7 de güneş artık çıkmıştı 🙂

Evet saat yedi bizim kalkma zamanımız. Tabi aç ayı oynamaz misali mekanı değiştirme kararı alıoruz. Uçmakdere köyüne geçiyoruz. Ben makinemi alıp etrafta dolaşırken birde bakmışım millet köy muhtarlığına kurulmuş kahvaltıya başlamış. ohhh mis gibi temiz hava, sıcacık taze demlenmiş güzel bir çay, yanında da peynir, ekmek ve daha nicesi 🙂 Yemek ertesi kısa bir geziye daha çıkıyorum. Bir nenemle başlıyoruz sohbete. Oydu buydu şuydu falan derken bomba gibi patlatıyor teyzem. “Yaaa oğlum gençler dedeler gitti neneler kaldı artık burda” neye uğradığımı şaşırdım. Elbette ya köy yerinde ne bağ kalmış ne bahçe artık gençler hep şehre inmişler. dedeler ise . . .

Kahvaltı sonrası küçük bir tavla turnuvası ile açılışı yapıyoruz. Sonrasında sahile doğru iniyoruz. Sahile iner inmez millet hooop bir kapının önünde birikiveriyor. çık çık çık silah patlar gibi deklanşör sesleri geliyor kulağıma. biraz oyalanıyorum millet yavaştan deniz sefasına geçerken bu defa ben aynı yere yöneliyorum. Evinin bahçesine oturmuş sessiz sedasız ağ ören bir amca adı YUSUF DEMİRÖZ kendisi 80 yaşında ama sana bana taş çıkarır mübarek turp gibi sapa sağlam 🙂  şöyle uzaktan birkaç kare çekiyor selamımı verip yanaşıyorum yanına. başlıyoruz tadına doyum olmaz sohbetine. El çabukluğuda iyice dikkatimi çekiyor. Sağa bakıyorum sola bakıyorum ama nafile güzel bir açı yok :S Renklisi S&B ı gene olmuyor. bir an ters bir açı sezinliyorum. “Amca ya yere yatsam seni rahatsız edermiyim ?” sen rahatsız olmadıktan sonra tabiki diyor ve sandalyenin altına uzanıveriyorum. Bir anda bütün açı değişiyor karşımda. Eller çabuk çabul işlerken ağın o güzel dokusuyla Yusuf amcanın zamanın varlığını kanıtlayan yüz çizgileriyle her mm^2 sinde emeğin yer edindiği kabarmış elleri. Sanki bir şiir gibi bütün oluyorlar. fotoğrafı belirliyorum ancak gel gelelim deklanşörün azizliğine uğruyorum ha bire tutukluk yapıyor kerata :S diyaframı kısıyorum bir önü netle bir arkayı yok diyorum benim istediğim bu değil. En sonunda 10 diyaframda karar kılıyor ve basıyorum deklanşöre. Hayatın içindeki yollar sanki fotoğrafa işlenmişti sanki Yusuf amcanın attığı her düğüm hayatın bir dönemeciymiş gibi. . .

Zamanında istanbulda 20 yıl bakkalcılık yapmış yusuf amcam. Soruyorum “istanbulu özlüyormusun” diye. Yok evladım diyor. Zaten mecburiyetten kaldım birdaha yaşayamam diyor. Ve başlıyor ordan burdan konuşmaya. bir ara politikaya bile sarıyor. “Ahh ahh” diyor yusuf amca. Meğer gençliğinde uçmakdere deki şarap fabrikasında çalışmış. Şimdi ise gençlere çalışacak hiçbir yer yok diyor. Hele fabrikaların özelleştirilmesine okadar kızıyor ki anlatamam. Para basıyordu tekel diyor başka birşey demiyor.

Neyse vedalaşıyoruz Yusuf amca ile ve deniz sefasına başlıyoruz. hani kumsal olmasada deniz kenarında o güzelim gölgede keyif yapmak, tavla oynamak, çay yudumlamak bir başka. . .

Sonraki durağımız MÜREFTE fazla zamanımız olmadığından hızlıca bir tura başlıyoruz. Küçük ve şirin bir beldemiz mürefte. eski yapılar ve en önemlisi şarap fabrikası ile gönlümüzü fet ediyor.  hani detay çekmeyi sevmem ama o loş ışıkta mecburen 50 mm yi takıp detay çekmeye başlıyorum.

Sonraki ve son durağımız şarköyden 10-15 km ileride bir pınarın kenarı oluyor. Mangalımızı yakıyoruz ve başlıyoruz götürmeye 🙂 çaylarımızı yudumluyor günün yorgunluğunu hissetmeye başlıyoruz. . .

Eve geldiğimde ne kadar yorulduğumu hissediyordum. Fotoğraflarla uğraşırken uyumamak için dirensem de erkenden gözleri yumuyor . . .

16.08.2010

Hüseyin YILDIZ

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.