logo
Fotoğraf Galerisi

Biraz birgi havası . . .

10 years, 10 months ago Fotoğraf Günlükleri 0

Tarih 03.06.2010

Sonlu elemanlar sınavı sonrasında bir sıkıntı kapladı ki içimi sormayın. Yeni işe başlayacağım yerden görüşmeye çağaracaktılar oysaki daha aramamışlardı bile. E çarşamba günü de geçtiğine göre sanırım bu hafta aramazlar diye düşündüm  (yada belkide sadece öyle düşünmek istedim). Bir anda kafada bir çakmak en iyisi sen bu hafta bir gez. . .

Sınavdan çıkar çıkmaz  kendimi mecidiyeköyde otobüs bileti alırken buldum.  Bir ege turu yapma zamanı geldi diye düşünüyorum ve ilk durak olarak balıkesire alıyorum bileti. Balıkesirde 1 gün kaldıktan sonra asıl durağım olan izmire doğru çıkıyorum yola. 3 saatlik yol sonunda İzmir otogara iniyorum ancak asıl durağımız ÖDEMİŞ olduğundan nedenle biraz daha sabretmek gerek. Tekrar Otobüse bindiğimde yanımdaki amca ile göz göze geliyoruz ancak istanbullu edası ile konuşmadan kitap okumaya başlıyorum (tabi içimden sohbet etmek gelsede istanbulda pek alışık olmadığım için ses çıkarmıyorum).

Muavin soruyor “Nerede ineceksiniz ?”

Ben kalıyorum tabi ! Ne biliyim ilk defa geliyorum. Hemen telefonla danışma hakkımı kullanıyorum ve kuzene ineceğim yeri soruyorum. Tabi bu durumda buradan olmadığımı anlayan amca giriveriyor muhabbete.

“Buralı değilsin galiba ?”

Ben : “Evet İstanbuldan geliyorum.” (istanbulda hiç alışık olmadığım ancak memleketten hatırladığım bir içtenlik, bir cana yakınlık sarıyor bedenimi, bir anda kanım ısınıyor  )

Neyse biz başlıyoruz muhabbete okuldu, işti oydu buydu 2 saat boyunca ibrahim amca ile güzel bir yolculuk yapıyoruz. Ödemişe geldiğimde de aynı sıcak kanlılıkla yardımcı olmak için elinden geleni yapıyor ibrahim amca. . .

İstanbul gibi büyük şehirlerde yada belkide merkezlerde bulamayacağımız fakat pek çoğumuzun anadolunun iç kesimlerinde karşılaşmaya alışık olduğu o sıcak kanlı yurdum insanı manzarasıydı bu yaşadığım. Yurdum insanı diyorum çünkü benim için türkiye yada türk diyince sıcak kanlılık ve yardım severlik ön plana çıkıyor. Belkide ben aklımda bunları kuruyor ve bunlara inanıyorum tam olarak bilemiyorum.

Neyse Ödemişe iniyorum ve kuzenimi arıyorum gel beni karşılamaya diye. Sonrasında başlıyorum beklemeye . Tabi 5 dk deyince hemen damlamasını bekliyorum ve bir süre sonra telaşlanıp arıyorum nerde kaldın diye. Oysa bizimki acele ile merdivenlerden bir yuvarlan, sonra ayağını incit filan. Bizdekine de ne denir bu durumda bilemedim 😀

Neyse küçük kuzen geldi aldı beni. Bir Hastahane ziyareti ve snrasında güzel bir yemek (karnımda çok feci acıkmıştı :p ) ve en sonda güzel mi güzel bir uyku. . .

Akşamdan Gürsel saolsun rotayı alıyorum tabi öğle yemeği önerisinide !

Gürsel öğle yemeğinde Tereyağlı kebap ve Mekan olarak ta Ödemişe 8 Km (mesafeyi sonradan öğreniyorum) mesafede olan BİRGİ beldesine gitmemi öneriyor.  (2 hafta önce gürsel gelmişti ancak iş yüzünden ben ne yazık ki gelemedim biraz kıskandım doğrusu o zamanlar)

Sabah 10 gibi kalkıyorum millet uyansın diye beklerken Sürekli Ortamlar Mekaniği (hayatımın dersi olur kendisi) dersinden geriye kalan son 2 sayfa notu temize çekiyorum. Sonrasında ne yapiyim açıp baştan çalışmaya başlıyorum konuları. (inek misin dediğinizi duyar gibiyim. bir hafta sonra sınav var çalışmazsak tezde yanacak el mahkum 😀 seve seve değil yani . . . ) Neyse sonunda bizim kiler uyanıyor ve güzel bir kahvaltı sonrasında geziye gitmeye hazırlanıyorum. Tabi Meryem biraz surat yapsa da yapcak birşey yok ben kararlıyım gezeceğim 😀 O arada çiğdem ders çalışmaktan vazgeçiyor ve beraber çıkıyoruz yola.

ÖDEMİŞ otogardan BİRGİ minübüsüne biniyoruz. içeride hararetli tartışmalar dönüyor tabi. Bir de şiveleri yok mu allah cennete düştüm diyorum. Yine yurdum insanı işte. . .

Araç hareket ediyor ve Şöför arkasına dönüyor “On liradan iki kişi miydi ali EMMİ ” diye sesleniyor.

Ali emmi de “Hee” diye cevaplıyor tabi.

Para alışverişi bitince istanbuldaki İETT otobüsleri kadar kalabalık olmasada dolu denebilecek küçük minübüsümüzle yolumuz başlıyor.

Birkaç köy sonrasında BİRGİ’ye varıyoruz. Hani tam bilmesekte sezgilerim geldik diyor ve iniyoruz minübüsten.

Birgi de evler çoğunlukla eski taş ve toprak yapılı evler olduğundan biraz safranboluya benziyor. Eski kapılar, Pencereler, arnavut kaldırımlı yollar, kısacası eskiye dair pek çok ayrıntı. Bu açıdan bakınca detay çekmeyi seven fotoğrafçılar için güzel bir mekan diyebilirim (Bende birkaç kare aldım elbette). Belde içerisinde Eski Çakırağa konağı fotoğraflanabilecek güzel mekanların başında geliyor. İçeride çay kahve içebileceğiniz küçük bir mekanda bulunmakta. (Ben zaman kısıtlı olduğu için bu seferlik es geçtim).

Konaktan çıktıktan sonra sağda bulunan cami ve civarını önerselerde ben daha  çok köylüleri gözlemlemek ve fotoğraflamak için köy içinde dolaşmayı tercih ediyorum. Biraz daha yürüyünce eski kapı arasından gizlice bize bakan küçük çocuklar dikkatimi çekiyor. Fotoğraf çekmek istiyorum tabi onlarda haklı olarak laf atıyor ve kaçıyor. Bende hatamı anlıyorum ve aralarına karışıp biraz şakalaşıyoruz tabi sonrasında onlar poz vermeye başlıyorlar. (Bu da işime geliyor size de tavsiye ederim önce biraz sohbet etmeli oyunlarına karışmalı) Güzel birkaç kare çektikten sonra Hüseyinlerin yanından ayrılıyoruz (Adaşım biraz çektirdi bana 🙂 ).

O arada yağmur çiselemeye başlıyor bir çay bahçesinde buluyoruz kendimizi. Sıcak çaylarımızı içtikten sonra yine zamanın azalması nedeni ile yollara koyuluyoruz. Bu defa cami civarlarına gitmeye karar veriyorum. Yola yıkılmış eski bir evin fotoğrafını çekerken FERHAT isimli yeni bir arkadaş ediniyoruz. Sekiz yaşında ve 2. sınıfa gidiyormuş dersleride oldukça iyiymiş söylediğine göre. . . Onuda yanımıza alıp gezmeye devam ediyoruz. Caminin önünden geçerken sol tarafta caminin tam karşısında kalabalık bir kahvehane yanında da turistik eşya satan birkaç tezgah görüyorum. bir an bu sıcakta serinliyor işte köylü ne yapsın diye içimden geçiriyorum. Biraz daha ileri de ise şuan adını hatırlayamadığım bir heykel var. Tabi heykelin manzarası oldukça güzel arkada ki koca dağları görüyor.

Biraz gezindikten sonra geriye doğru dönüyoruz. Kendime hediyelik birşeyler bakmam gerek. E hatıra lazım dimi ? ilk tezgahta dikkatimi çeken bir anahtarlık görüyorum üzerinde şöyle yazıyor. “Aşk çişe benzer geldiği zaman tutmamalısın” Aslına bakarsanız hiçir alakası yok o an ki düşüncelerimle ama hoşuma gitti benzetme 😀 birde taşlardan küçük bir kaplumbağa yapıp üzerine yazmışlar. . . 🙂

Neyse ordan çıkınca biraz daha yukarıda bulunan (yaklaşık 1 km ) “İmamı Birgivi” ye gittik. Yolda bir ağaca yıldırım düştüğünde ne hal aldığını  görebileceğiniz ilginç çam ağacı dikkatinizi mutlaka çekerdi sizinde. Geldiğimizde yağmurun şiddetini arttırması ile satıcı tezgahlarında mahsur kaldık bir süre. Sonrasında belki gökkuşağı çıkar ümidi ile yola koyulduk. (Bu arada yanımda kuzenim çiğdem var bol bol fotoğrafını çekiyorum o da beğenmiyor :p ) fakat bulutlar sebebiyle olsa gerek gökkuşağı çıkmadı 🙁

Saat 17:00 sularıydı artık dönme vaktinin geldiğini düşünerek geçmediğimiz bir yoldan hislerimize güvenerek saldık kendimizi bayır aşağı. Yol boyu sıra sıra dizili ağaçlar güzel bir görüntü yaratıyordu. Bir de yolda ağaç gölgesinde yürümek oldukça güzeldi. (Tabi Çiğdem için bu bol fotoğraf çekilmek anlamına geliyordu 🙂 ). Eve gittiğimizde ise ayağını burkmuş olan kuzenim meryem kıskançlıktan deliye dönmüştü.

Niye mi ?

Tabi ki Çiğdemin fotoğrafları yüzünden :D:D:D:D

04.06.2010

Hüseyin YILDIZ

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.