logo
Fotoğraf Galerisi

Korku

5 years, 3 months ago Birkaç Cümle, Yazılar Korku için yorumlar kapalı

10492540_10152159718123062_1623203673924806158_n

Ne çok şeydek korkuyoruz şu hayatta ?

Ne çok şeyden ürküyoruz ?

Geçenlerde Red Hawk’ın BEN isimli kitabını aldım.

Hiç zaman kaybetmeden okumaya başladım.

Korku için şunları söylüyordu “korku vücudumuzun bir savunma mekanizmasıdır ve korku olmazsa vücudumuz savunmasız kalır..”

BU konuda çok uzun zamandır düşünüyorum ve birkaç cümle benimde söyleyecek sözüm vardır elbet diyip her seferinde yazmaya başlayıp bir kenara çekiliyorum.

Kitabı okumaya başladığımdan beri ne çok şeyden korktuğumu daha iyi gördüm. Aslında çok fazla şeyden korkuyorum. Tıpkı sizler gibi.Hayatımın her anında inanılmaz derecede acı verebilecek korkularla baş başa kaldığımı görmek bazen daha da korkmama neden oluyor..

ilk önceleri okula gitmekten çok korkardım ve her korktuğumda kendimi bir köşeye saklanmış bulurdum. Orada kenarda saklanır ve ne yapacağımı bilemezdim. Ama okula gitmek zorundaydım ve o zorunluluğu yerine getirirdim. Gider okur sonrada oyunumu oynardım. Biliyormusunuz benim hayatımda eğlence hiç olmadı gibi birşey, daha doğrusu eğlenecek bir şey yapma şansım olmadı.. Ben hep çalışmak zorundaydım ve bu çalışmalarımı hep oyuna çevirirdim.

Bulgaristandan geldikten sonra ailemle birlikte ev yapardık, abim tuğla örer biz ona tuğla taşırdık.. nerden baksan 10 yaşında velet işte ne yapacak.. Ama daha o zamanlar hayatımın hep böyle gideceğini anlamış olmalıyım ki her seferinde ciddi anlamda keyif ve eğlenceli hale getirirdik.. Veli hatırlarmı bilmem 2. kattan kuma atlardık, sonra tuğla alıp koşa koşa yukarıya çıkardık..  Bu zamanlarda çok korkardım..

Oynayamamaktan, arkadaşsız kalmaktan..

Neden mi çünkü zamanım yoktu benim. Daha o zamanlardan çocuk aklımızla iki ayağımız bir pabuçta koştur koştur çalışırdık.. Ve arkadaş kavramı oyunlarda olurdu ama bizim annemiz babamız kimseyle tanışmazdı ki gidip arkadaşımız olsun !

Evrim süreci işte arkadaşsız kalma korkusuyla olsa gerek birazda fiziksel bir yetenek, futbol oynardık çok iyi.. Solaktım ya sol bekte olurdum.. Neden çünkü herkes forvet olmak önde olmak ve başardığını görmek isterdi.. Ama hayatta her zaman öndekiler ve ortada olanların başarılı olamayacağını çocuk aklımla kavramıştım işte.. Sol bek olarak geçilmez bir direk olmuştum.. Ve insanlar beni takımlarında istedikleri için arkadaş olmak isterleri..

Arkadaş olurlarmıydı bilmiyorum ama oyun oynardık ya işte oda birşeydi..

Dedimya çok korkardım yanlız olmaktan, tek olmaktan..

Çünkü ben doğduğumda annemden uzak kaldım. Daha kim olduğumu bilmeden uzak kalmanın ne demek olduğunu öğrenmiştim. Hissederdim. Yanlızlık her aklıma gelişinde tüylerim diken diken olup yüreğim parçalanırdı.

Nitekim hala değişmedi..

Hala o yanlızlık hissini her hissettiğimde donup kalıyorum..

Öyle ki ben ölmekten korkmuyorum..

Ölüm benim için çok büyük bir lütuf diyebilirim size. Bİlinmezlikya işte öyle birşey. Ama yanlızlığın ne demek olduğunu gerçekten iyi biliyorum ve ondan çok korkuyorum..

İşte bu sebeple olsa gerek. yanlız kalmamak için çok çaba sarf ettim bu hayatta. Gerçi çok yaşamış sayılmam. Yaşım 30 ve ben sadece orada kenarda kalan 10 yılımdan sorumluyum. Öncesi beni yetiştiren o güzel insanların eseri..

Sonra büyüdüm. Liseye gider olduk ama biz göçmendik ya BULGAR derlerdi bize. Dışlanmanın nedemek olduğunu da iyi bilirdim bu sebeple.. Herkes yüzüme güler ama sonra bakarsın hiçbir yerde yoksun.

Neden ?

Çok iyi hatırlıyorum annem beni okutmak için müdürle konuşmaya gitmişti bir gün (bu hikayeyi sontradan öğrendim) ve orada müdürle konuştuktan sonra Bir tarih hocamız vardı bizim.

Anam benim güzel anam, “bizim çocuğu dersaneye gönderecek paramız yok yok mu bir yolu ?”

diye sorar.

Ve hocamızın cevabı şöyledir..

“Sizin 3 katlı eviniz var hanım biz yıllardır çalışıyoruz bir evimiz bile yok”..

Anamın gözleri yaşlı bir şekilde oradan çıkışını hiç görmedim ama yüreğime kazınmış bir anıdır aslında.. Dedimya ben bu olayı sonradan duydum .. ta yıllar sonra.

canını dişine takmış iki güçlü varlık kadar kendi olamayan bir yaratık çıkıp sahip olamadıkları için bunu dişiyle tırnağı ile kazanan insanlardan soruyor.. Nasıl bir duygu bunu çok iyi biliyorum.. Çabalamazsan alamazsın arkadaş..

O zamanlarda başarısız olmaktan korkar ve bu nedenle evde huzursuzluk çıkartırdım..

Sonra bir gün karar verdim çalışacağım dedim. Koca koca kitapları gördükçe var gücümle çalışmaya başladım. Hiç sevmiyordum biyolojiyi ama oturup eğleniyordum resmen.. Soru çözmek benim için oyun gibi olmuştu..

Red Hawk ta şöyle diyordu “Birşeyi değiştirmenize gerek yok, bakışınızı değiştirmelisniz”

Bunu yeni anlıyor olmam da ilginç değil mi ? O nca sene yaşadıktan sonra aslında sadece bakışım değiştiği için başarılı olabildiğimi görüyorum. Çünkü o denli korkuların arasında var olabilmemi sağlayan tek şey bakış açımdı..

Fakir olmaktan korkuyor ama elimde olmadan fakir damgaası yiyordum. Çünkü babam çöp topluyordu.. Ne olacak yani adamın işi buydu arkadaş.. Türkiyede yapabileceği tek iş buydu.. Bütün hayatı boyunca koyun güdüp sonra ülke değiştirmiş ve kendine yeni bir gelecek kurup bir de üstüne benim gibi bir psikopat yetiştirmiş bir kahramandı benim babam..

Çok korktum bende biliyormusunuz hayatımda babam kadar başarılı olamayacağım diye.. Hala da korkuyorum. O yoklukta, o yok oluşta hiç bir şeyi yok ken var olabilen o kahraman kadar bile bu dünyada var olamamktan çok korkuyroum..

Sonra zaman geçti büyüdük. Üniversiteye geçtik.. Lisede çalışmalar başarılı sonuçlandı. biraz yardım, takviye ve tanıştığım iki güzel insan Biri ingilizce öğretmenim İlhan güneş, diğeri coğrafya öğretmenim Noyan Aşkın..

Halen kızarım Noyan hocaya..

Benim gibi birini bile ayaklandırdınız ya size ne oluyor diye..

Bakınca işte bundan da çok korkuyorum.

Yok olmuş bitmiş veya var olamamış beni canlandırıp mühendisliğe sürükleyen bu iki değerli adam kadar başarılı olamamktan çok korkuyorum. Onların yaptıklarını başaramam diye ne kadar çok korkuyorum anlatamam size.. Öyle korkuyorum ki elim ayağım kesiliyor ve hemen kağıda kaleme sarılıyorum. Öğrencilerimi gördükçe minnettar oluyorum. Beni de onlar gibi yüceltin diye..

Sonra aşık oldum arkadaş, yada ben öyle sanmıştım..

İsmi lazım değil koca bir biz yaratmıştık beraber, ama yine korkuyordum.. Öyle çok korkuyordum ki kaybetmekten.. Daha başlamadan, daha yan yana gelmeden yok olacağım ve bir daha kendime gelemeyeceğim diye düşünmeye başlardım. .

Nitekimde öyle oldu aslında uzun süren bir flört döneminin sonunda iyice alıştım ve bir gün Alevi olduğumu öğrendi..

İlginçtir bu neden bu kadar önemli hiç bilmiyorum ama benim hayatımda çok büyük izler bıraktı.. Alevi olmak.. Yada olmamak.. İşte bütün mesele bu..

İşte o zamanlar Alevi olmaktan değil ama Alevi damgası yemekten korkmaya başladım..

Çünkü daha başlamadan bir ilişki son bulmuştu ama yüreğimizde var ettiğimiz o ilişki büyümüş, Alevi damgası ile perçinlenerek yüreğime kazınmıştı..

Suçluydum ben, Alevi bir ailenin evladıydım.. Oysa ki bakarsanız hiç bir alakam yok arkadaş. Ben insanım ve insan olarak yaşamak istiyorum..

Ama öyle değildi işte.. Hiç bilmediğim o kadar çok günah işlemiştim ki daha var olduğum anda parmaklıklar arasına atılmıştım..

İşte o zamandan bu zamana her an aklımdan çıkmayan bir korkudur Alevi damgası yemek .. Öyle birşey ki suç işlemeden suçlu oluyorsunuz ve bir de suçsuz olduğunuzu kanıtlamanız gerekiyor.. Bunu hiç anlayamadım ve hep korktum..

Bu sebepledir ki hep daha çok sevmek istedim. Her aşık olduğumda aşkın daha büyük olması gerektiğini düşünerek daha da bağlandım ..

Ama bağlanmaktanda öyle korkuyordum ki anlatamam size.. Deliriyor hatta bazen zihnimi kaybediyordum.. Kaybettikçe de kendimi oracıkta herşeyimi veriyordum.. Çünkü korkuyor olmam demek onu yok etmek demek değildi..

Onlar belki bunu görmediler ama ben en çok ona bağlanmıştım.. Yanımdaki insana. Korkuyordum çünkü, yanlız kalmaktan, mutlu edememekten, başarısız olmaktan. O nedenle hep yaşamak için çabalıyordum.. Birlikte olmak için..

O zamanlar bilmiyordum ama sonradan öğrenmiştim..

Korku bizim hayatımızda bir savunma mekanizmasıydı ve yaşamamız gereken en temel duyguydu işte..

Yaşamaktan korkmak,

Aşık olmaktan korkmak,

Bağlanmaktan korkmak,

Başarısızlıktan korkmak,

Bazen karanlıktan korkarım,

Bazen yanlızlıktan..

Hepsi benim zihnimin bir parçasıydı..

İşte beni bu korkularla yaşamaya iten ve onları benimsememi, onlara sıkı sıkı sarılmamı sağlayan şeyler yaşadıklarımdı. Ailemin ve öğretmenlerimin benim hayatımdaki etkileri korkularımın üzerinden gelmemi değil ama en azından onlarla beraber bana yaşamayı öğrettiler..

Şimdi daha iyi anlıyorum. Red Hawk haklıydı. Korkularımızı benimsemeli ve anlamalıydık ki onları kabullenerek hayatımıza bulaşmamaları gerektiğini söyleyebilelim.

İşte benim hayatta yaptığım da buydu bu güne kadar. Her korktuğumda korkularıma daha sıkı sarılırdım. Başarısız olmaktan korkuyorsam o zaman çok çalışırdım.

Sevmekten  korkuyorsam çok çabuk severdim.

Bağlanmaktan korkuyorsam, kopamayacak kadar bağlanırdım..

Çok insan tanıdım hayatımda, eşim dostum herşeyim olanlarda dahil, sayısını bilmiyorum ama Facebook ta 1000 küsür arkadaşım varmış..

Her konuştuğumda duyuyorum korkuyorum ve korktuğum için kaçıyorum.. Yapmayın arkadaşım, kaçmayın.. Kaçmanın bir çözüm olduğu dünyada yaşamıyoruz. kaçış bizi felaketin dibine sürükleyip duruyor. Tıpkı benim gibi..

Sevdim dedimya size evet çok sevdim.. Alevi damgası yediğimde de sevdim.. Lakin ben ne kadar çok kabullenip işin içinden çıkmak istersem isteyim karşımdaki insanlar korktuklarını öne sürerek kaçıp gittiler hayatımdan..

Var olmayı denemek yerine yok olmayı kendileri seçtiler..

Var olamayız diyerek yok olmayı seçtiğimizi farketmemek ne büyük kayıptır hayatımızda..

Şimdi düşünüyorum da korkularını dile getirip bağlanmaktan kaçan herkese söylüyorum..

Yapmayın arkadaşlar..

Hayat hiçbir zaman bize birşey vermeyecek..

Biz yaşadığımız kadar var olabiliyoruz bu hayatta.. Bir sürü söz var bu düşler üzerine..
Bir sürü  yaşanmışlık..

Yaşamak için önce acıları göğüslemek gerek..

Her ayrılığımda bunu yaşadım, her defasında daha büyük bir acı ile var olduğumu gördüm. Çünkü her defasında daha tecrübeli, daha dikkatli ve daha çok fedakarlık yapmıştım. Ve bir gün yaptıklarımın yetmediğini gördüğümde, herşeyimi kaybettiğimde kendi hayatımla baş başa kalmıştım.. İlişkiler iki kişiliktir arkadaş, iki kişi bir olmadıktan sonra tek tarafa yüklenmiş hiç bir ilişki mutlu sona ne yazık ki ulaşmamıştır.. benim de yaptığım buydu işte.. Bende tek başıma sırtlanıp bir yere kadar korkularıma göğüs gererek götürüp orada ölüp, ödülüm olan acıyı alıp bir kenara çekiliyordum.. O acıyı sindirmek !

Yıllardır kendi korkularımın üzerinden gelmeyi başardım hep, lakin başkalarının korkularına yenik düşmüş biri olarak şunu söyleyebilirim..

Kolay değil emin olun..

Acı..

Bir çeşit enerji biçimi..

Yok etmek istesen edemezsin. Ancak dönüştürebilirsin..

İşte bende acıyı sevgi ve yaşama enerjisine çevirenlerdenim..

“Öldürmeyen acı yaşatır” diyerek.. Korkarak, var olmanın dibine vuranlardan..

Korkuyu görmeyi bırakıp değişmeden, kabullenerek bakmak gerek..

Ve ölmekten korkmuyorum dedim ya yalandı aslında köpek gibi korkuyorum ölmekten.. Yaşamak istiyorum. Ama o denli korkuyorum ki ölmekten, canımı korktuğumdan daha fazla acıtmayacağına inanıyorum..

Ve bir gün öldüğümde herşeyin benle birlikte var olacağını biliyorum..

Yaşadığım kadar, yaşattığım kadar..

Hüseyin YILDIZ

2015.11.27 13:48

Comments are closed.